15.10.15

smile, the worst is yet to come

I ran to the kitchen to get something, anything, to drink. I ran the tap water and stuck my head under the faucet and gulped down each ounce like it was the last drop in my canteen on a week long desert trip. The tap water left a mineral-like aftertaste lingering on my tounge, and I couldn't help but wonder if it would have tasted any sweeter if I knew you were waiting for me when I returned to my bedroom across the hall.

...

Maybe we feel empty because we leave pieces of ourselves in everything we once loved.

18.5.15

bazen bazı geceler

Yıllar sonra da olsa,
Birbirimize hala söyleyecek çok şeyimiz var fakat bunu başarmanın bir yolu yok artık.

...

Bir fotoğrafın ilişti yine gözüme. Elime aldım, gerisin geri aynı anı yaşayıp aldığım yere bırakmak üzere. Birkaç resim daha alıp sıraladım defter sayfalarına. Beni yalnız bırakıp gittiğin hayatını geriden yazmaya karar verdim böylece.
Sen, son nefeslerini ilkmiş gibi vermiş olurdun böylelikle, yeniden doğardın. Ve hastaneler gerisingeri, bizden uzaklaşarak yok olurlardı. 
Asansörle aşağı inerdin ve en alt katın düğmesine basardın.
Geri geri metroya yürür ve metro geri geri giderek tünele girer, bizim durağa varırdı.
Sen, geri adım turnikeden çıkar, metro kartını geri geri geçirir, elindeki kitabını sağdan sola okuyarak eve geri geri yürürdün.
Yeni bir günün habercisi, kahveni fincanına geri tükürür, dişlerini geri geri fırçalar ve saçlarını tarağınla yine karmaşık hale getirirdin.
Yatağa geri dönerdin ve saatin alarmı tersten çalardı böylelikle; düşlerini başa doğru görürdün. Beni başa doğru düşünürdün. Ardından, hayatını yolundan saptıracak en feci anın gecesinin başında uyanırdın. Geri geri odama gelir yine bir öpücük kondururdun burnuma.
Yatağa, yanıma yatardın. Uzanırdın öylece.
Işıklarını gözlerimizden geri alan yıldızlara bakardık yine beraber. - Ne çok severdin. -
Nefesinden anlayabilirdim bana söylemek istediklerini yine.
Tersten, "Gitme" derdim sana.
Tersten "Evet" derdin bana.
Tersten "Çok mu hastasın?" derdim.
Günümüzü tersten anlatmaya başlardık birbirimize; "Seni seviyorum"dan "Dışarıya çıktım, iyi geçti"lere doğru...
Güvende olurduk.
Birlikte olurduk yine.
Birileri hala yaşar, diğer birilerinin yaşaması için çabalaması gerekmezdi böylelikle.
Anne diye seslenebileceğim bir varlık olurdu yanımda yine.

...

Birbirimize söyleyecek çok fazla şeyimiz olur ve bunu başarmanın hala bin bir farklı imkanı olurdu elimizde.

27.1.15

geçerken zaman, atardamardan

Zamana dayıyoruz sırtımızı; bir şeylerin eninde sonunda içimizden sökülerek akıp gideceğini umarak. Düşlerimiz süslü; fakat bu gece de yalnızız. Bizim yalnızlığımız ise yine düşündüklerimizin düşleriyle dolu.
Gözlerimizi kapatsak da pek işe yaramıyor. Ya yaşamak?

Bir zamanlar her bir saniye değenlendirilerek sayfaların köşelerine yazılan yazılara bakıyoruz, içerisinde birisini barından. Yırtıp atmaya elimiz varmıyor. Bir pencere var önümüzde, geçmişi andıran. Üzeri tozlu bir O var bizde şimdi. Nasıl oluyorsa da oluyor işte. Nasıl geçecekse de, bekliyoruz.

Ulaşmak istediklerimizin uzağındaki biz, yokluklarıyla yanan bir de kalbimiz. Yarı saydam varlıklarıyla döşenmiş bir düşler ülkesi.

Düşünüyoruz.
Düşün bir.

Bir tren garındasın, akşam üzeri. Aralık ayının soğuğuna karşı yavaş adım ilerlemişsin. Nereye gittiğini de bilmiyorsun. Nereye gideceğini de. Trenler seni ilgilendirmiyor. Birilerini de beklemiyorsun. Elinde bir kağıt, bir kalem. Öylece oturuyorsun bir bankta.

Etrafına bir bak. İnsanlar gelip geçiyor. Çeşit çeşit. Tanımıyorsun hiçbirini. Sağdaki kızıl saçlı kızı belki de gördün daha önce. Şu yeşil gömlekli adam da seninle aynı vapurdaydı belki günün birinde.

Bir yıldız kayıyor gecenin karanlığında şimdi. Bir dilek tutuyorsun, ikiniz için. Onun da bu yıldızı görüp de dilek tuttuğunun hayalini kuruyorsun. Bir ezgi beliriyor bu anda, sana ikinizi hatırlatan.
Sahip olduğun o pencerenin tozunu alabiliyorsun almasına, kırıp yok edemiyorsun ama.

İstemeden karışıyorsun şimdi kalabalığa. Fark etmiyorlar seni. Zorunda da değiller tabi.

Bir an olur da fark ettiklerine, düşüncelerini meşgul eden insanı anlat onlara. Fısıltıyla. Öyle bir anlat ki, gittikleri her yerde başkalarına anlatmaya değsin.

...

Orada oturuyorsun şimdi; hiç kıpırdamadan, öylece.
Üç dediğimde gözlerini açacaksın ve bir aşkı da bana anlatacaksın. Olur da bir aralık gecesinde, bir tren garında, aynı hikayeyi anlatıyor oluruz belki birbirimize. Bir hikayenin sonunda, buluşabiliriz belki ikimiz de.

3.1.15

birilerinin yaşaması gerekiyor işte

Her şey girmişken yoluna, nefes alıp verişimin arasına bir de satır ekleyeyim istedim. Çekilmeyince umut bedenden çünkü, yorgun kelimelerden medet umuluyor. Nasıl oluyor böyle bir de, bilmiyorum; ama bekleyince oturuyor çoğu şey yerli yerine. Ne güzel de bekledim ne iştir bilmeden beklemeyi ben de.

....


Hayatı sessizlik tanımlar dediler, bu yüzden bıraktım ellerimi ben de, hayatımı yazsınlar.

Bir sayfa, iki, üç. Doldurmak önemli. Hissetirmeden, kendince, izin verip, öylesine. Çaba sarf etmeye gerek yok. Böylesine oturuyormuş bazen tüm taşlar yerli yerine.
Var mı hala atlatamadıklarım? Elbette. Sende de olduğu kadar , benim de içimde sakladıklarım vardır hala.

Her ne kadar şey varsa ardım sıra bıraktığım, hala oradalar elbet. Gelip geçiyorlar arada sırada. İleri - gerilerden ziyade, diğer tüm yönleri de algıladığım andı önemli olan. 
Sanırım, her gece yatmadan önce güzel bir şarkı dinleyip ısınmak gibi yaşam. Bu kadar. Biz de işte, ne güzel yaşayıp gidiyoruz, ne iştir bilmeden yaşamayı; iyisiyle kötüsüyle.

İyi tınılara, kötü tınılara, tüm anılara adansın bu gece. Güzel şarkılara..
Değil kadehlerimiz, başlarımız kalksın bundan böyle.

Çünkü birilerinin hala yaşaması gerekiyor işte.

30.8.14

sen, sevdiğim, nefret ettiğim, sen

Onca anı biriktirildi bu iki insan arasında, oncaları katlanıp cebe atıldı, oncaları defter aralarında silinmeye bırakıldı.
Kaç hayat geçti aradan, kaç boşluk doldurulmaya çalışıldı kelimelerle. Kaç defter anlattı onları birbirlerine. Kaç rüya yaşandı, kaç oda doldu düşüncelerle.

Zordur karşılık verememek, var olmak öylesine bir eşikte. Bir varmış bir yokmuşcasına gelip yan yana, geçmek zorunda kalmak sonra.

Birlikte seyre dalınan manzara her daim karşıda, yazıları her daim etrafta. Çünkü iki kişiliktir tüm satırlar, seyre dalınmasa da, iki kişi barındırır içerisinde bir manzara. İki ayrı kişiyi birleştirir bazı durumlar, farkına varılamasa da.

Biriktirilen onca anı bu iki insan arasında, geçen onsa insan aralarından, onca hayat ve kelimeler, nefes alım verimlerle var oluyorlar hala. Umarsızca geçiyor zaman, araya daha fazla hayat serpiştirerek. Bitiyor yaz mesela, ardından geçmek bilmeyen güneş yanıkları bırakarak, barındırdığı hafızaları yok sayarak geçiyor yaz da.

Şimdi yalnızca mevsimler aynı, bu iki insan başkayken; kış aynı, yaz aynı. Geçip gidiyor zaman, daha da açılıyor mesafeler. Her ikisi birer eşikteyken, bir varmış bir yokmuşcasına geçip gidiyor yanlarından hayatlar..

...

Bu iki insan,
Nasıl da yaşıyorlar ne iştir bilmeden yaşamayı şimdi.

10.5.14

bir odanın barındırabileceklerine dair

Bir oda var, ruhu oldukça muğlak. Saniyeler öncesinde kelimelerin duvarlara çarpıp sessizleştiği bir oda. Yalnızlığın ağır bir parfümü sinmiş eşyalara. Bir oda var. Dağınık bir yatak barındırıyor içerisinde, her gece bir kadın defalarca ölsün diye. Bir dolap var en dip köşede. İçinde bin bir çeşit maske. Karşıda ayna. Bakan, gerçekten kim olduğunu bir anlığına hissedebilsin diye. Yazı masası var bir de. Odada yaşamın, katlanılabilir bir duruma gelsin diye. Üzerinde de kırmızı bir mum var ki, oksijenin varlığını hatırlatır niyetinde. Böylesine karanlık bir odada, uzun gölgeler yaratsın diye. Karanlık düş gölgeleri, uzun ve karanlık düşlerin gölgeleri görülebilsin diye. Yanı başında bir kalem, tükenmekte olan. Masanın üzerindeki yeşil deftere kusmuş içini. Yeşil kapaklı, eskimiş sarı sayfalı; fakat mavi hayallerle dolu bir defter. Bozuk bir el gezdirilmiş üzerinde, yazılar hiçbir zaman okunamasın diye. Bazı sayfalar katlanmış: "O anlar daha iyi hatırlanabilsin işte". Bir insanın sığdırabileceği bir yaşamla dolu bir defter. Geri dönüp asla okunmayacak olan yalnız ve sığ kelimeler barındırıyor içerisinde. Yaşanmışlıklarla karınlarını doyurmuş şiirler. Sonsuz virgüller. Arkada bir kitaplık, yüzlerce kitap barındıran içerisinde. Binlerce gün, milyonlarca saat, zamana inat. Askıya alınmış yaşamlar daha da unutulsun diye. Bir oda var, ruhu belirli olmayan. Var ama, sevilmek isteyen. Ne bir saat, ne bir resim, ne bir fotoğraf, ne de duvarlarda yaşam heyecanı. Bir oda var, anılarla dolmuş yüzeyin ortasına uzanmış bir kadın. Güzel.Genç. Bir bak gözlerine. Yüreğine. Bir oda var. Bir kadın yaşatmaya çabalayan gövdesinde. Ruhu var, parçalar içerisinde. Ruhu, parçalar içerisinde, yüreğinin yanına sığınmış, en dipte. Dokunduğunda acıtacak kadar, fark ettiğinde öldürebilecek güçlükte.

...

-Yaşıyor mu sence?
-Nasıl yaşanır bilmiyor bu aralar bence.


Kate Bush - This Woman's Work

4.1.14

ne iştir bilmeden

Büyük bir istekle aniden açtım sayfayı. Yazıp yazıp sildim sonra her bir şeyi. Ne zor anlatmak yaşanılanları yazıyla diye düşündüm. Satırlarla anlatılamaz öz duygular. Yaklaşımlar ise benzetmelerle, belki. Benim yaşama karşı satırlarım değil yaklaşımlarım var oldu öyleyse yıllardır. Düşünüyordum düşünmesine de, çoğu zaman günlerimi "senaryoladığım" anılarla geçirerek yaşayıp gidiyordum bir şekilde. Her seferinde olduğu gibi, an geliyor ve benimle birlikte duvarlara toslayarak dağılıyordu her bir tarafa bunlar. Toplamak ise kelimelerime düşüyordu. Çünkü "'önce kelime vardı' diye başlıyor Yohanna'ya göre İncil". Ve bu şekilde devam ediyor(du) insanlara göre yaşam.
Kelimeler eşliğinde. Parmağımdaki mürekkepler eşliğinde, öyle ya da böyle devam etmekte işte her bir şey. Kulağımda da iyisiyle kötüsüyle tanıdık tınılar bırakarak belki...

Nasıl da yaşıyorum ne iştir bilmeden yaşamayı.
Bir şekilde beslenip gidiyor kalemim böylece.
Öylece.
Öylesine.

17.12.13

"Birilerinin uyumaması gerekiyor işte."

"Gömülmek geceye. Bazen düşüncelere dalmak için baş eğilir ya, işte öyle, düpedüz gömülmüş olmak geceye. 
Çepeçevre insanlar uyumaktadır. Ufak bir oyunculuk, masum bir kendini aldatış, sanki evlerde uyumaktadırlar, sağlam yataklarda, sağlam çatılar altında, döşekler üzerinde boylu boyunca uzanmış ya da büzülmüş, çarşaflar içinde, yorganlar altında, gerçekte bir araya gelmişlerdir, o bir vakitler ve sonraları olduğu gibi çöl bir yerde, açıkta bir konak, sayılamayacak kadar insanlar, bir önder, bir kavim, soğuk bir gök altında, soğuk topraklar üzerinde, önce ayakta, şimdi savrulmuş yerlere, alınırlar kollar üzerine bastırılmış, yüzler yere doğru, sakin soluyarak. Ve sen uyanık durursun, nöbetçilerden birisin, yanı başındaki çalı çırpı yığınından yanan bir odun parçasını sallayarak sana en yakınını bulursun. 
Neden uyanıksın? Birinin uyumaması gerekiyor işte.Birinin olması lazım."

Franz Kafka


https://www.youtube.com/watch?v=iysNdR3ZxRc

19.10.13

iki ucu mutlu değnek

İnsanın hayatında çoğu şey yolunda giderken en fazla ne hakkında ve nasıl yazar çözebilmiş değilim. Çiçekler böcekler hakkında yazmayı pek beceremeyenlerdenim sanırım. Bi Kafka suskun puskun dururken yanımda, bunu asla yapamam. Gerçekten bir düşünülmüşlük olması gerek yazabilmek için. Bir gökkuşağı değil. Nefes alım verişlerin bi' seyirmesi gerek, içi içine sığmaması gerek insanın. En derinden yazabilmesi için. Şimdilik, en azından bu aralar, bu olgudan oldukça uzaktayım. 

Okul mokul, iş miş derken bu şekile sokuluyormuş insan demek ki. Nefes alımlarımı hissedecek boş bir zamanın olması gerekmiyor da artık.

Engebesiz düz bir yolda ilerliyorum şimdilik. Yanıma sokulursan sana da yaşam enerjisi verebilecek haldeyim. Şaşırıyorum, evet. Olması gereken bu ama. Hissediyorum da. 

Hadi gel, birlikte yaratalım nefes alınamayacak kadar işler. Düşünmeyelim. İlerleyelim.
Doğru ya da yanlış, zor ya da kolay, hatta iyi ya da kötü bir şekilde yaşıyor da insan, gel hadi bu sefer 

Gerçekten Var Olalım.

22.4.13

bir devam edişin hikayesi

Bir vazgeçişin, ters yöne doğru bir devam edişin hikayesi:

Uzun zamandır buralara yazmadığıma bakılırsa mutlu olmam gerektiğini düşünüyorum şimdi ben de Kafka gibi. Mutlu ya da mutsuz nefes alıyorum yine de; mutlu olmaya gayret etmeli bu yüzden.

Uzun zaman oldu. Satırlar olmadan da yapabilirim sanmıştım oysa. Yapmışım da yapabileceğimi aslında. Bir cümleyi vurgulayabilmek adına koca kitaplar yazılıyor, ben de burada, bir anı vurgulayabilmek adına nefes alıp veriyormuşum meğer hayatta.

Şu geçen zaman boyunca ne kadarın kaldı bana bilmiyorum. Ayaklarımla peşi sıra sürdüğüm düşüncelerle geldim buralara; yaşayarak, öğrenme zorunluluğunda kalarak. 

Tüm satırlarımda sana dair anımsamak istemediğim anlar uzanıyor şimdi. 
Sensiz de geçti, geçiyor zaman.

Öylece.