31.7.11

bir Kafka romanının daha sonuna geldim.

Bu aralar paylaştığım yazılarımın çoğu bu bilmemkaçderece sıcaklık dolusu boş günlerimde okuduğum romanlarımdan kaynaklanıyor. Şöyle bi' bakınca son zamanlarda yazdıklarımın çoğu romanlarla ilgili... Bu düzeni bozmuyorum ve hemen dakikalar önce bitirdiğim bir romana daha geçmek istiyorum: Dava - Franz Kafka.

"Bir kitap okudum, ne okuduğumu anlamadan." sözleriyle bir giriş yapsam hiç de fena olmaz bence. Açıkçası, Kafkanın bu romanı hangi hayal gücüyle yazdığını oldukça merak ediyorum. Kafka'nın yazdığı diğer romanlarıyla boğucu ve de karamsar olması niteliği dışında pek eşleştiremedim. Bir de olayların absürd boyutları var ama o artık Kafaka'nın tarzı diyebiliyorum.
Romanın baş kahramanı, Joseph K., 30. yaş günü sabahı uyandığında kendini nedensiz bir şekilde tutuklanmış olarak bulur ve 250 sayfa boyunca bu belirsizlik ve nedensizlik devam eder.  Bu sıradan uyanışla Kafka açıkça bizim dünyaya gelişimizin ilk günüyle üstlenmemiz gereken nedensiz sorumluluklara ve içine düştüğümüz yaşamda nedensiz yere vermemiz gereken mücadeleyi açıkça dile getirmiş. Bu bakımdan kesinlikle varoluşçulukla ilgili bir kitap diye adlandırılabilir. Böylelikle, her birimizin payına düşen bu yaşam tarzının kendi seçimimizin olmadığını vurgulamış oluyor bir de. Baş kahramanın uyandığı saniyede zaten davanın ortasında bulunması bu durumu da destekler niteliktedir. Böyle bir durumun içerisine uyanıyor; ama bu davayı sonuçlandırmak açısından ve de neden yargılandığını 250 sayfa boyunca hiç bir şekilde öğrenemiyor. Öyle ki, kitabın sonunda da dava sonucu öldürülmesi gerekiyor ve aynen de bu gerçekleştiriliyor. Bu bir senelik süreç boyunca, Joseph K. her ne kadar özgürlüğünü kazanma yönünde çabalar sarfetse de, hiç bir şekilde kurtulamıyor.
Bu düşüncenin ardından da John Fowles'un bizlere sunduğu özgürlük kelimesinin anlamını akla getirmemek elde değil: "Özgürlük anlaşıldıkça yok olan bir durum."
 Dava'da da bu yüzden baş kahramanın yaptıkları günümüzde belki de yanlış olarak nitelendirilebilir; aslında yapması gereken tek şey böyle bir durumu kafasına bu kadar takmadan yaşamaya devam etmesidiri; nitekim hiç bir şekilde kısıtlanmıyordur zaten. Kitaptaki şu sözlerle bu açıkça anlaşılabilir: "Mahkeme senden bir şey istemiyor ki! Geldiğin zaman niye geldin demiyor, gitmek istedin mi koyveriyor, gidiyorsun."
Kısacası, geniş bir çerçeveden bakınca, roman boyunca Kafka'nın aslında tam tamına bir insanın yaşamını (böylesine klişe bir durumu) kendine has absürd bir şekilde sıradışılılıkla sunduğu görebiliyoruz.
Romanı bin bir heyecanla okurken, sonunda o kadar emindim ki her şeyin çözülebileceğinden. Bir an romanı Kafka'nın yazdığını unutmuşum sanırım...
Her romanında olduğu gibi, bunda da Kafka'nın kendi hayatına bir sürü gönderme yapmış olduğuna inanıyorum. Bu, sabah uyanıp da kahramanın kendini dört duvar arasında hissetmesi Kafka'nın hayatında kendini ailesine karşı hissettikleriyle bütünleştirilebilir. Bir de babası açık bir şekilde yasa ile ilişkilendirilebilir mesela. (Biliyoruz ki, en net şekliyle, Kafka hiç bir zmaan babası ile geçinememiştir.) Kitapta gözüme çarpan bir başka konu ise, 'bastırılmış cinsellik'tir. Dönüşüm adlı kitabında bunu Gregor Samsa'nın kız kardeşi vasıtasıyla ve duvarda asılan kadın resimi aracılığıyla dile getirdiği gibi, bu romanda da Joseph K.'ya karşı sürekli 'istekli' davranan kızlar aracılığıyla sunmuş bu temayı. Beni en çok sarsan olay ise ana kahramana çevresindeki herkesin yardım etmek istemesi ama bir şeyler yapıyor gibi görünseler de hiç bir sonuç elde edilememesiydi. Bu durumun üzerinde durduktan sonra, insan biraz da olsa Kafka'nın, zamanında, gerçekten onca insan içerisinde ne kadar da yalnızlık duygusu çektiğini anlayabiliyor.
Bir 'kader eleştiri' olan bu roman, bu sefer de bana nerde olursa olsun, her an, her dakika bir sanık olduğumuzu öğretebildi.

Kitabı stresten ve de meraktan tırnaklaırmı yiyerek okuduğum kesinlikle doğrudur. Bu yazımı da burada sonlandırmazsam, sanırım hiç de üşenmeden sabaha kadar Kafka diye devam edebilirim. O yüzden, Kafka'nın karamsar dünyasına bir yolculuk daha yapmak isteyenlere burdan iyi okumalar.
-----------------------------------------------------------------------------------
"Yapılmamış, unutulmuş itirazlar mı vardı? Şüphesiz vardı böyle itirazlar. Gerçi yerinden oynatılamazdı mantık, ama yaşamak isteyen kimseye de karşı duramazdı. Neredeydi yargıç? Neredeydi yüksek mahkeme?
Konuşacaklarım var! El kaldırıyorum işte!"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder