25.8.11

bu yazının diyet ile yakından uzaktan hiç bir ilgisi yok

Diyetteyim; öyleyse açım.
Bugün de bilmem kaç gün sonra dışarı çıktım sonunda. İnsan içine karışmak iyidir ara sıra; ama bana deseler ki "Hayatının geri kalanı boyunca sana tüm ihtiyaçlarını ayağına getiricez, evde kalır mısın sonsuza dek?" diye kesinlikle evde kalmayı yeğlerim; gözümü kırpmadan bir de ha. Tabi burada şu da önemli; ölümsüzlüğe inanıp inanmadığım. İnannıyorum. Çoğu insanın bedeni bir varlık olarak kabul etmesine de karşıyım bu nedenle. Öyle ki, "sonsuza dek" diye adlandırılan kavram bana komik gelir her zaman.
Şimdi bir düşünelim: Beden? Varlık? Hmm, olabilir aslında ama benim gibi varlığın özüne takılı kalan biri için oldukça zor. Saf varoluşun farkında olmak çok zor, o yüzden insan diye adlandırılan bu zaman dilimini suçlamıyorum. Beden, benim için somutlaştırılmış bir düşünce kaosundan başka hiç bir şey değildir çünkü. Konuştuğumuz dil, yazdığımız yazılar gibi biraz. Size de sınırlandırılmışsınız gibi gelmiyor mu konuştuğunuz dili kullanırken? Yazı yazarken? Ben her zaman aklımdaki olanları tam anlamıyla aktaramıyorum mesela; bu da saf varlığa inandığımdan kanyaklanıyor bence. Saçmalamış olabilirim, "mantığınıza" uymayan şeyler de zırvalamış olabilirim. Tabi burada da önemli olan insan kavramını "Olsa da olur, olmasa da." diye mantığına yerleştiren birinin mantığının ne kadar mantıklı olabilir sorusu.

Saçma sapan sembol sistemlerine kaptırmışız kendimizi ilerliyoruz herhangi bir yolda; beynimizin ta kendisini kullanmak varken.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder