1.4.12

kelimelerin öldürebilme gücü

Sıradan bir pazar gibi görünse de dışarıdan bakınca, hiç de sıradan bir pazar değildi o gün onun için.
Nefes alıp verebiliyordu da, zorlaşmıştı biraz. Görebiliyordu, duyabiliyordu da, yalnızca istediklerini. Yaşıyordu da, yaşamak denebilseydi.

Yıllar önce hafta sonları dışarı çıkmayacağına yemin etmişti kendince. "Okunacak kitaplar var, yapılacak çeviriler var. Hem her gün insanlar çevresindeyim, haftasonunu bari kendime ayırayım." diye düşünmüştü o nisan sabahı. Ne de mantıklı gelmişti. Oysa şimdi, yıllar sonra ilk kez insanlar yüzünden dışarı çıkma gereği duymuştu. Zorunda kalmıştı. İnsanlardan kurtulmak adına, insanlarla görüşmek zorundaydı çünkü. Kimsenin onun düşüncelerini anlayacağından değil de, rahatlıyordu işte insan. Kaybettiklerinden başka yüzler görmek, onlardan başkalarını düşünmek beş saniyelik bir mutluluk demekti. Çok ihtiyacı vardı.

Ev dar geliyordu ona zaten o sabah. Yapılacak işlerinin farkındalığı daha da geriyordu kendisini. Gece uyuyamamıştı da hem, bir gerginlik sebebi daha. Kahvesini bile içmeden kendini yollara atma gereği duydu. Kapıya yavaşta yürüdü. Odası gitme diye yalvarıyordu sanki. Kapı kolunda iyice kavradı. Kapı açıldı. Nisan ayının ilk günüydü. Olanlar çevresindekilerin bilinçli halinde mi gerçekleşmişti acaba diye düşündü. Onun için neredeyse herşeyi ifade eden insanların her biri bu günü mi seçmişlerdi gitmek için? Yalanlarla dolu söylenen cümleleri şimdi anımsadı. "Sen benim için çok değerlisin"ler, "Seni kaybetmek istemiyorum hiç"ler anlamını yitirmişti. Düşünmemeyi yeğledi, biraz gücü kalmıştı. Geriye kalan bir avuç dostunu anımsadı ardından, gülümsedi. Gülümseyebildi.
Şaka olmasını ne çok isterdi.
Yine de yaşamayı seçebilmişti.

İçi ürperdi.
Yatakta kaskatı uzanırken buldu kendini ardından. Yanındaki pencereden hala kışın yeni bittiğinin habercisi olan soğuk hava girmiş olmalıydı. Ya da açıp da dışarıya bir adım bile atamadığı kapı da açık kalmış olabilirdi. Gözlerinde yaşlarla keşke bari bu gün dışarı çıkmış olabilseydi diye düşündü. Sıradışı bir pazar gününü sıradanlaştıran kendisiydi. Sıradan hayatına tamamiyle yol veren de oydu. Neden inanmıştı insanlara? Her zaman bu olaylar olmuyor muydu? Kitaplarda bile okumuştu. Hala kafasına girememişti.
Ne salaktı.

Kelimeler öldürebilseydi, çoktan ölmüş olurlardı kaybettikleri onun için. Yanıbaşındaki masasında üst üste yığılı olan kağıtlarına baktı. Anlatacak ne çok şeyi vardı. Gülümsedi. Gülümseyebildi. Zaten çoktan ölmüşlerdi onlar onun için. İyi ki dışarı çıkmamıştı. Kendi için kendi vardı yalnızca çünkü. Yine, yeniden. Bu hep aklındaydı.


Çok yalnızdı. Hep de öyle kalacaktı.
Biliyordu.
Adı gibi biliyordu.
Azel.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder