25.6.12

Elden düşme yaşamın bir başka mağduru.

"Yaşam bir tiyatro sahnesi, yaşam bir oyun, yaşam bir senaryo, yaşam bir öykü, yaşam bir düş, ne yaparsak yapalım bizden kaçan, parmaklarımızın arasından kayıp giden, rüzgarın oradan oraya savurduğu  ufak kağıt parçaları..."
Ali Teoman - Eşikte

Her gece aynı sahne.
Elinde kalemin, önünde ise ancak senin yazacağın anılarla doldurabileceğin temiz bir sayfa. Düşünüyorsun. Yine, yeniden. Hangi kelimeleri kullanabilip tam hissettiklerini aktarabilirsin bu sayfaya? Yeterli olurlar mı? Gösterilinenin de bir gösterisi mi onlar da yoksa?


Nasıl?
Nasıl olacak da en içten hissettiklerini aktarabileceksin sana pis pis sırıtan o beyaz sayfaya? Aktarabilsen bile, hangi okur seni anlayabilecek? O duygularıı kimler kavrayabilecek, açıklar mısın? Düşün. Sen bile bir kitabı okurken kaç kere o yazarın yazdıklarının özüne dek inip de kendini onunla özdeşleştirebildin? Hep bir kendine özgü çıkarımlar, hep kendi hayatına göndermeler... Bencil! Yapacak bir şey yok ama. Mecbursun. Hangi kelimeye yoğunlaşıp da kendine bir pay çıkarmadın? Başkalarının cümleleriyle ne zaman kendini açıklamaya çabalamadın?


Yine.
Yine buradasın işte. Her gece aynı sahne. Yine bitmiş bir kitap önünde ve yine karşısında sen, nasıl olur da bir insan bir başkasını bu denli anlayabilir diye düşünüyorsun. Yanılıyorsun. Bak, şimdi sen de başkalarının düşünceleriyle kendi anlarını, anlarını aktarma çabasındasın. Elinde kalem. Yalancı! Sahtekar! Yazının icat edildiği yıllardan beri böyledir bu ama. Yalnız değilsin. Bencil insanın tekisin! Ben gibi, onlar gibi. Herkes gibi. Elden düşme yaşamın bir başka mağdurusun.
Aferin yine de. Duyguların asla bir kaç kelimenin bir araya getirilip de cümle içerlerinde aktaralamayacağının farkındasın. Amacın hiçbir zaman bu duyguları karşı tarafa anlatabilmek olmamış zaten. Anılardır anlatabilinen ancak çünkü, kavramışsın. Duygularını sen bile hala hatırlayabilir musun? İyisiyle kötüsüyle, ilk anlarındaki gibi onları tekrar yaşayabilir misin? Bununla başa çıkabilir misin? Sen bile bu denli sallantılıysan hissettiklerin hakkında, sen kimsin ki bunu karşı tarafın beyninin içine sokmaya çabalıyorsun?

Elden düşme yaşamın bir başka mağduru! Daha ne diyeyim. Sen yaz, başkaları senin konumuna düşsün, senin kelimelerinden kendine ayrılmış yaşam payları içerisinde yer alan hayatlarıyla onları bir bir özdeşleştirsin. Üstelik senin böyle bir amacın bile yokken. Nasıl bir duygularla oynama oyunudur bu sendeki? Sen kendin bile henüz yararlanamıyorken hissettiklerinden, en dipte yer alan duygularından, onları başkaları ne yapsın? 


Gel.
Gel baştan başlayalım. Aynen benimkine benzer, beyninin içinde bir sürü daha ses var biliyorum. Kararsızlık. Bana onlar arasında biçtiğin yeri düşün ve tekrardan başla. Hani şu putlaştırılmış "Yeni bir sayfa açtım kendime" lafıyla. Kafanın içinde benim gibi bir sesin olduğu sürece asla yazamazsın, biliyorsun. Hadi beni sil at; ama doğru biliyorsun. Kolay olmayacak. Benden söylemesi. Bana biçtiğin değer ve kafanın içinde yer alan tüm diğer sesler... Daha fazla düşünmesene. Aktarabildiğini aktar karşı tarafa. Rahatlamanı sağlıyor ya hani. Bencil! Elden düşme düşüncelerle, elden düşme kelimelerle elden düşme bir yaşam sağlamaya çalışan bencil insanın tekisin!
Yalnız değilsin.

Yine buradasın işte. Her gece aynı sahne. Benim sesimi değil, kendi sesini dinle. Beyninde yer alan benim gibi bir ses bile başkalarının düşünceleriyle gelişmiş elden düşme bir kaç düşünce sadece. İkinci el, üçüncü el, dördüncü, beşinci, altıncı...

Ve yine buradasın işte. Her gece aynı sahne.
"Yaşamın beni sürüklediği yere gidiyorum, neresi olursa, nereye kadarsa. Ve durmaksızın yineliyorum kendi kendime: Bu yaşam benim değil, bu yaşam benim değil..." 
-"SUS!"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder