3.7.12

kelime ziyanlığı

Korkak olmasaydık belki. Biraz da vurdumduymazlık. Güzel günlerdi bizi bekleyen.
Korktuk, her şeyi duyduk. Duyabildik. Zaten hiçbir zaman birbirimize ait değildik. Ben bu şehre ne kadar yakınsam, senin yanındayken de sana öyleydim.

Oysa ben bu şehre ait değilim. Bu ev benim değil. Bu insanlar yakınlarım değil. Trafik midemi bulandırıyor. Deniz ise sinirlendiriyor. Martıların sesi kulaklarımı tırmalıyor. Her gün yürüdüğüm yolları tanımıyorum. Yabancılar. Ben buraya ait değilim. Ben oraya da ait değilim. Ya da şuraya. Ya da sana. Belirli bir alana hapsedilmiş değilim. Korkak olmasaydım, hapsedilmeyi seçseydim... Güzel günlerdi bizi bekleyen. Şimdiki mutsuzluğumun temeli de bu. Bir yere ait olabilseydim, bir şeye ait olabilseydim her şey çözülebilirdi belki. Bir kazağın dışarı sarkan ipliğini tutup çeker gibi. 
Bu şehre ait değilim ben. Bu okula, bu aileye, bu arkadaşlara. Hatta bu bedene. Kendime yabancıyım ben. Sana da. Her sabah farklı kimliklere bürünüp uyanıyorum, her gün aynı günü yaşıyorum. Bu ait olmadığım yere itaat etmek zorunda kalan bedenim, bedenime itaat etmek zorunda kalan ruhum, ruhuma itaat etmek zorunda kalan benliğim. Bunların hiçbirine ait değilim ben. Daralıyorum, sıkılıyorum. Kaçmak istiyorum. Nereye? Nasıl? Ne zaman? Sorular engelliyor. Yoksa çoktan terk etmiştim buraları, oraları, şuraları. Seni.

"Sana ihtiyacım var"ın neresini anlamadığını düşünüyorum mesela. Neden susuyorsun? Neden tek kelime dahi etmiyorsun? Susunca, yok sayınca çözülüyor mu her şey? Düğüm önümüzde işte. Konuşsan. Çözülecek. Kelimeler eşliğinde o da bir zamanlar olduğu gibi düpedüz seriliverecek yere. Açılıverecek. Hem ben, ben ipi kesmeye bile hazırım düğümün başladığı yerden. Sonra da kalan ipi uzatır tekrar kullanabilirdik. İstesen. Onu da istemiyorsun. 


Yazdıkça iiçimi dökebilseydim eğer, şimdiye huzurlu bir insan olabilirdim. Çok mu abartıyorum? Çok mu üzülüyorum? Gereksiz mi hepsi?
Abartmıyorum. Bir insan bir başkasını bu denli sevemez derdim. Yalanımı anladım. Algıladım.

...

Benimkisi bir kez daha kelime ziyanlığı. Boşa nefes tüketme. Sayfa tüketme.
 İlk kez kendimi ait hissedebildiğim bir yerden, birinden uzaklaşmak nasıl bir şey olduğunu hangi kelimelerle anlatmam gerek bilemiyorum. Ben, bir tek sana aittim. Bir tek sana ait olabilmiştim. Bu şehire, bu aileye, bu insanlara değil.

Sorular engelliyordu hep. Sen konuşmamayı seçince, adım atmak zorunda hissettim.
Ve şimdi, arkama bakınca, samimi bir uğultu çarpıyor yine de kulaklarıma. Özlem ve aldatılmışlık kokuları burnumda. Bir not da, ait olmadığım evin kapısında: "Bir anlamı varsa, ne yazık ki yaşıyorum hala."
Ve sen, şimdi çok uzaklarda.

Ölmemem için bir neden söyle bana.
Korkak olmasaydık belki. Biraz da vurdumduymazlık. Güzel günlerdi her zaman bekleyen bizi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder